Ali Rıza Karabulut’un Vefatının 3. Yılında
TERCAN ATILĞAN

Ali Rıza Karabulut’un Vefatının 3. Yılında

Bu içerik 188 kez okundu.

Ali Rıza Karabulut’un Vefatının 3. Yılında:
Beşiri’den Geçen Bir İnsanlık Rüzgârı

Bazı insanlar vardır; yaşarken çok konuşulmazlar ama gittikten sonra yoklukları her gün daha fazla hissedilir. Aradan zaman geçtikçe değerleri daha iyi anlaşılır, hatıraları daha da berraklaşır. Ali Rıza Karabulut, Beşiri’nin hafızasında tam da böyle bir yere sahiptir. Vefatının üçüncü yılında, onun ardından söylenen “çok erken gitti” cümlesi, bir temenniden çok derin bir sızının ifadesidir.

Beşiri’de bir dönem Ali Rıza Karabulut rüzgârı esti. Bu rüzgâr ne gürültülüydü ne de yıkıcı… Aksine serinleten, ferahlatan, insanın içini rahatlatan bir rüzgârdı. O, bulunduğu her ortamda insanı merkeze alan bir anlayışın temsilcisiydi. Makamdan, unvandan, siyasi kimlikten önce “insan” derdi. Garibanın kapısını çalmadan, fakirin halini sormadan rahat edemeyen bir vicdan taşıyordu.

Ali Rıza Karabulut’un en büyük zenginliği, paylaştıkça çoğalan yüreğiydi. Maddi imkânların sınırlı olduğu zamanlarda bile paylaşmayı bilen, vermeyi bir lütuf değil sorumluluk olarak gören bir karaktere sahipti. Onun dostluğu, özellikle yoksulun ve kimsesizin sığınağıydı. Kimseyi ayırmadan, kimseyi ötekileştirmeden yaklaşırdı insanlara. Ne siyasi görüş sorardı ne de menfaat hesabı yapardı. Çünkü onun terazisinde ölçü, yalnızca insanlıktı.

Gençlere ayrı bir önem verirdi Ali Rıza Karabulut. Seminere gelen, bir şeyler öğrenme umuduyla salonlara koşan gençleri fark ederdi. Belki kimsenin dikkat etmediği ayrıntıları görürdü. O gençlerin cebinde yol parası var mı, karnı tok mu, bir ihtiyacı var mı diye düşünürdü. Kimi zaman verdiği küçük bir harçlık, bir yemek parası ya da bir sigara parası; aslında bir gence verilen moral, umut ve değer duygusuydu. O paradan çok, “sen benim için değerlisin” mesajıydı asıl önemli olan.

Hastane yatağında bile insanları düşünen bir yürekten söz ediyoruz. İnsan en çaresiz anında bile başkalarını düşünüyorsa, orada sıradan bir kişilikten değil, derin bir insanlıktan bahsedilir. Ali Rıza Karabulut, acısıyla baş başa kaldığı günlerde dahi çevresindekilerin halini soran, onların sorunlarına kafa yoran bir insandı. Kendi derdini geri plana atıp başkasının yükünü hafifletmeye çalışan bu duruş, onun karakterinin en net göstergesiydi.

Ali Rıza Karabulut’un ardından geriye kalan en kıymetli miras; para, mülk ya da koltuk değil, itibar ve vefa oldu. Kardeşlerine ve ailesine bıraktığı en büyük sermaye, toplum nezdinde kazanılmış güven ve saygınlıktı. Bugün Beşiri Belediye Başkanı olan Alpaslan Karabulut’un da bu mirasın üzerinde yürüdüğü, Ali Rıza Karabulut’un açtığı yolda ilerlediği sıkça dile getirilmektedir. Mevcut belediye başkanlığının arkasında yalnızca bir siyasi başarı değil, yıllar boyunca biriktirilmiş bir insanlık ve gönül sermayesi vardır.

Ali Rıza Karabulut’un siyaseti; sert dillerin, keskin ayrımların siyaseti değildi. O, gönülleri birleştiren, insanları birbirine yaklaştıran bir anlayışın sahibiydi. Siyaseti, hizmetin bir aracı olarak görür; insanı yoran değil, insanı yaşatan bir yöntemle yürütürdü. Bugün geriye dönüp bakıldığında, Beşiri’deki birçok insanın onun adını saygıyla anmasının sebebi de budur.

Ancak Ali Rıza Karabulut’u yalnızca bir siyasetçi ya da toplumda tanınan bir isim olarak anlatmak eksik kalır. O, aynı zamanda Beşiri’nin sessiz vicdanıydı. Kimsenin görmediği yerde yapılan iyiliklerin, alkışsız yardımların, isimsiz fedakârlıkların sahibiydi. Çoğu zaman verdiği desteklerin bilinmesini istemez, yapılan iyiliğin reklamını değil, sonucunu önemserdi. İşte bu yüzden onun adı, yüksek sesle değil; kalpten kalbe fısıldanarak anılır.

Bugün Beşiri’de birçok insan, yaşadığı bir zorluk anında Ali Rıza Karabulut’un kapısını çaldığı günleri hatırlar. O kapıdan eli boş dönen neredeyse olmamıştır. Kimi zaman bir dert dinleyicisi, kimi zaman bir yol gösterici, kimi zaman da sadece omzuna dokunan bir dost olmuştur. İnsanlar onun yanında kendini yalnız hissetmezdi; çünkü o, dinlemeyi bilen, anlamaya çalışan bir insandı.

Toplumlar, böyle insanlarla ayakta kalır. Yazılı olmayan ahlak kuralları, sessiz anlaşmalar ve gönül bağları; Ali Rıza Karabulut gibilerin varlığıyla güçlenir. O, Beşiri’de yalnızca bir birey değil; bir değer, bir ölçü, bir örnekti. Bugün onun yokluğunda hissedilen boşluk, aslında kaybedilen bir insan tipinin boşluğudur.

Ne yazık ki bazı insanlar bu dünyadan çok erken ayrılır. Ama erken gidişleri, bıraktıkları boşluğun büyüklüğüyle ölçülür. Ali Rıza Karabulut’un yokluğu, yalnız ailesinin değil, Beşiri’nin ortak bir eksikliğidir. Çünkü o, bir kişiden öte; bir duruş, bir vicdan, bir anlayıştı.

Vefatının üçüncü yılında Ali Rıza Karabulut’u anmak, sadece bir hatırayı tazelemek değildir. Onu anmak; paylaşmayı, merhameti, vefayı ve insanı önceleyen bir hayat anlayışını yeniden hatırlamaktır. Onu anmak; bugünün sertleşen dünyasında, insan kalabilmenin mümkün olduğunu hatırlamaktır.

Beşiri’nin sokaklarında onun ayak izleri hâlâ duruyor. Bir evin kapısında, bir gencin hafızasında, bir yaşlının duasında, bir garibanın hatırasında… İnsanlar değişse de, zaman ilerlese de, Ali Rıza Karabulut’un bıraktığı iz silinmiyor.

Mekânın cennet olsun Ali Rıza Karabulut…
Beşiri seni unutmadı, unutturmayacak.
Çünkü bazı insanlar ölmez;
bıraktıkları vicdanla, iyilikle ve insanlıkla yaşamaya devam eder.......

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
BELEDİYEDEN TALEP ETTİLER, ÇÖZÜM BULDULAR
BELEDİYEDEN TALEP ETTİLER, ÇÖZÜM BULDULAR
Çatı yangınında 8 araç ve 30 itfaiye personeli görev aldı
Çatı yangınında 8 araç ve 30 itfaiye personeli görev aldı