Kurtlar Sofrasında 21 Yıl
Bir Yıl Dönümünden Fazlası: Direnişin, Onurun ve Kalemin Hikâyesi
Bazı tarihler sadece takvim yaprağı değildir.
Bazı yıl dönümleri bir pastayla, birkaç tebrik mesajıyla geçiştirilemez.
Bazı günler vardır ki insanın geçmişiyle yüzleştiği, aynaya bakıp “neyi başardım, neyi reddettim” diye sorduğu günlerdir.
Bugün o günlerden biri.
Tam 21 yıl önce, kimsenin kolay kolay cesaret edemeyeceği bir yola çıktim. O yol, güllük gülistanlık değildi. Ne arkamızda büyük bir sermaye vardı ne de sırtımızı yasladığımız bir siyasi güç. Telefonlarımız “talimat” için çalmadı, kapımız “rica”larla aşındırılmadı. Ben o yola sadece inancımla çıktım Doğruyu yazma inancı, halkın sesini duyurma sorumluluğu ve gazeteciliğin bir meslekten öte, bir namus meselesi olduğuna dair sarsılmaz bir duruşla…
Bu duruş, 21 yıl boyunca defalarca sınandı.
Kimi zaman açık tehditlerle…
Kimi zaman perde arkasından yürütülen baskılarla…
Kimi zaman yalnız bırakılarak.
“Sus” dediler.
“
“Görmezden gel, dediler.
Ama ben şunu çok iyi biliyordum Eğer bir gazete susarsa, karanlık konuşur. Eğer kalem geri çekilirse, kirli ilişkiler büyür. İşte bu yüzden susturulamadım. Çünkü susmak, biz gazeteciler çin bir seçenek değil, bir teslimiyet olurdu.
21 yıl boyunca karanlık ilişkilerle palazlananları parlatmadık. Suçtan, ranttan, kara paradan beslenen yapıları “saygın” göstermedim Üç-beş kuruş uğruna kalem satmadım, manşet pazarlamadım Reklamla susturulmayı, ilanla hizaya sokulmayı reddettim. Çünkü benim için gazetecilik bir geçim kapısı değil, bir vicdan sınavıydı.
Bu süreçte en çok kullanılan yöntemler belliydi:
Abonelikler üzerinden yapılan tehditler…
Reklam ambargosu
“Ya bizim yanımızda olursun ya da yok sayılırsın” diyen kibirli sesler…
Ama ben hiçbir zaman bir gücün arka bahçesi olmadım. Ne kirli siyasetin ne de çıkar şebekelerinin… Kimseden icazet almadım kimseye de diyet borcum olmadı. Çünkü biliyordum ki borçlanan kalem özgür yazamaz.
Bu kurtlar sofrasında yalakalık yapmadan ayakta kalmak kolay değildi. Çoğu zaman Çoğu zaman iftiralarla yıpratılmak istendik. Bazen görmezden gelindik, bazen bilinçli şekilde yalnızlaştırıldık. Ama kalemimizi eğmedik. Çünkü biz gazeteciydik; tetikçi değil, figüran hiç değildik.
Bugün bu gazete 21 yaşındaysa, bu sadece geçen yılların sayısı değildir. Bu, direnerek geçen gecelerin, uykusuz sabahların, bedeli ödenmiş manşetlerin toplamıdır. Elbette bu yolculuk tamamen tek başına yürünmedi. Özellikle ilk günlerde omuz veren, inanan, “bu iş olur” diyen isimler asla unutulamaz. İlk gazeteyi çıkardığım dönemde matbaa sahibi Ercan Arslan, gazeteci Recep Kavuş, Nedim Arslan ve o dönem Beşiri’de doktorluk yapan, bugün rahmetle andığımız Hasan Bölükbaşı bu yolun temel taşlarıydı. Onların desteği, bu mücadelenin sessiz ama en güçlü dayanakları oldu.
Zamanla şartlar değişti, aktörler değişti ama yöntemler pek değişmedi. Kimi zaman emeğimiz sömürülmek istendi. Kimi zaman haberlerimiz görmezden gelindi. Kimi zaman reklamlarım kesildi, reklamlarımız engellendi. Hatta aboneliklerimize bile göz yumuldu. Ama biz geri adım atmadık. Bugün de atmayacağız. Bu sahayı teslim etmeyeceğiz.
Çünkü gazetecilik; korkuya teslim olmak değil, korkuya rağmen yazmaktır.
Gazetecilik; güçlülerin değil, gerçeğin yanında durmaktır.
Gazetecilik; alkış için değil, doğru için bedel ödemeyi göze almaktır.
Geriye dönüp baktığımızda şunu net bir şekilde söyleyebiliyoruz: Kaybettiklerimiz oldu. Maddi olarak, imkân olarak, bazen dost sandıklarımız olarak… Ama onurumuzdan hiç kaybetmedik. Başımızı yastığa rahat koyduk. Çünkü ne yazdıysak inanarak yazdık, neyi savunduysak bedelini ödeyerek savunduk.
21 yıl…
Dile kolay.
Ama her satırı mücadeleyle yazılmış bir 21 yıl.
